Fizik Tedavi ve

Alternatif Tıp

Ana sayfa
Hakkımda
Alternatif Tıp
EFT
Quantum Enerji
Reiki
Tetik nokta            masajı
Fizik Tedavi
 Osteoporoz
Myofasial Ağrı
Fibromyalji
Boyun Ağrıları
Bel Ağrıları
Refleksoloji
Osteoartrit
Lenf drenaj masajı
 
Dr.Sinan Yaradanakul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

osteoporoz

 
  Osteoporoz; düşük kemik kütlesi ve kemik dokusunun mikro yapısal bozukluğu ile giden, kemik kırılganlığında artışa yol açan bir hastalıktır. Kemik, mekanik gücünü ve sağlamlığını devam ettirmek için sürekli yenileme süreci içinde olan bir dokudur. Osteoblast ve osteoklast dediğimiz hücreler denge halinde çalışarak yenilenme sürecini yürütürler. Bu yenilenme sürecinde herhangi bir duraksama olursa kemik dokuda kayıplar oluşacaktır. Bu kemik kütlesindeki azalmada, ergenlik ve gençlik döneminde ulaşılan pik kemik kütlesi , yaşlanma ile kemik kaybı, menopoz  sonrası kemik kaybı, aşırı alkol alımı , aşırı sıgara tüketimi, abartılı miktarda kafein tüketimi gibi nedenler rol oynarlar. Kadınların kemik yoğunlugu erkeklere göre daha zayıftır, ayrıca post menopozal dönemde daha hızlı kemik kaybı oluştuğundan osteoporoza  bağlı kırıklar daha çok kadınlarda ortaya çıkar. Osteoporoz çok yaygın  bir hastalıktır. Ülkelere göre degişiklikler göstermekle birlikte ABD'de yapılan geniş çaplı etyolojik çalışmalarda osteoporozlu 65 yaşın üstündeki kadınların 1/3 ünde vertebral kemik (omurga) kırıklarına neden olduğu belirlenmiştır. Kadınlarda omurga kırıgı görülme sıklığı erkeklerden 10 kat fazladır.Osteoporoz primer ve sekonder olmak üzere iki gurup olarak sınıflandırılabilir. 
 Primer osteoporoz ; postmenopozal (Tip I) ve senil (Tip II) olmak üzere iki ana guruba ayrılabilir.             Postmenopozal (Tip I) osteoporoz en sık görülen tiptir. Kadınlarda menopozun başlaması ile oluşan östrojen eksikligi ile hızlı bir trabeküler kemik kaybı oluşur. Postmenopozal kadında menopoza girmemiş yaşıtlarına göre 3 kat hızlı kemik kaybı olmaktadır ve menopozdan sonraki 5 yıl içinde tüm vücut kemik kitlesinin %3'ünün kaybına neden olmaktadır.           

Senil (Tip II) osteoporoz; kadın ve erkekte 70 yaşın üzerinde görülür.           

Sekonder osteoporoz ise; hareketsizlik, alkolizm, çesitli endokrin hastalıklar, çesitli kan hastalıkları ve uzun süreli kortizon kullanımı, antikonvülzan kullanımı, romatoid artrit ve  karaciğer hastalıkları gibi hastalıklara bağlı gelişen osteoporoza verilen tanımlamadır.
Klinik: Hastalık klinik olarak fark edilmeden önce uzun süre subklinik olarak devam eder. En önemli yakınma sırt agrısıdır ve dinlenmekle azalır. Uzun süre aynı pozisyonda kalma ile ağrılar artar. Omurga kırıkları oluşursa aniden batma tarzında sırtta ağrılar oluşur. Hareketle ve ağırlık taşımakla ağrılar artar. Omurgadaki kompresyon fraktürlerinin sayısının artması, ileri dönemlerde boy kısalmasına ve yaşlı kadın kamburu denilen görünümün oluşmasına neden olmaktadır. Kırıklar omurgalarla birlikte ön kol ve kalça kemiklerinde de sıklıkla görülür. Primer osteoporozda laboratuar bulguları genellikle normal sınırlar içindedir.
Radyolojik olarak direk radyografilerde kemik yoğunlugundaki azalmadan dolayı kemiğin ışık geçirgenliği artmıştır. Direk radyografide  osteoporozun açıkça görülebilmesi için kemiğin mineral yoğunlugunun %30 oranında azalması gereklidir. Bu nedenle erken dönemde osteoporozun tanınabilmesi için kemik kütlesinin ölçülebildigi dansitometrik veya ultrasonik yöntemler kullanılmaktadır.
Korunma : Osteoporotik kemikte kemik mineralizasyonunu yeniden artirmak mümkündür ancak yapısını ve gücünü tekrar eski haline döndürmek mümkün değildir. Bu nedenle osteoporozun önlenmesi çok önemlidir.
Osteoporozun önlenmesinde kemik yoğunluğu ile ilgili 3 faktör rol oynar:

1-Kemik gelişiminin tamamlanmasına kadar olusan zirve kemik yoğunluğunun elde edinilmesi. 25-30 yaşlarına kadar devam eden dönemdir ve bu zirve kemik yoğunluğunun elde edilmesinde genetik faktörler rol oynamaktadır. Ayrıca gelisme çağında proteinden ve kalsiyumdan zengin gıda almak, karbonhidrat ve yağ yönünden dengeli beslenmek ve en önemlisi bol egzersiz yapmak önemli rol oynar.
2-Eriskin dönemde elde edilen zirve kemik yoğunluğunun devam ettirilmesi. Protein ve kalsiyumdan zengin gıdalar alınması, fiziksel aktivitelerin yapılmasının yanında sigara ve alkol gibi risk faktörlerinden uzak durulması kemik yoğunluğunun korunması açısından önemlidir. Ayrıca aşırı kafein alınması diüretik etki ile kalsiyum kaybına neden oldugundan aşırı kafein tüketiminden de uzak durmak gereklidir. 
 3-Menopoz sonrası dönemden başlayarak tüm yaşam boyunca kemik kaybının önlenmesi.

 

 


 

 

 


 


 




 



 

 



 
 
 

Osteoporozun Tedavisi: Osteoporoz tedavisinde amaç kemik kaybını önlemek, kemik kütlesini artırmak ve kırık oluşmasını önlemektir. Sekonder osteoporoz tedavisinde esas, osteoporoz ile birlikte hastalık nedenini de tedavi etmektir.
Östrojen tedavisi ,osteoporozun önlenmesinde ve tedavisinde önemli bir ilaçtır. Östrojen eksikliginde plazma kalsiyum düzeyi düşer, D vitamini sentezi azalır, kalsitonin sekresyonu azalır ve osteoklastik aktivite (kemik yıkımı) artar. Östrojen tedavisi meme kanserlerinde endometrial hiperplazilerde, akut ve kronik karaciğer hastalıklarında kontrendikedir. Östrojenin  tek başına kullanildigi durumlarda kanser ve kardiyovasküler hastalık risklerini arttırdığı görüldüğünden progesteronla kombine edilerek kullanilmaktadir. Böylelikle bu riskler önlenmiştir.
Kalsitonin: Kalsiyum ve fosfat metabolizmalarını düzenler,Osteoklast aktivitesini baskılayarak kemik kütle kaybını önler. Osteoporozda sırasıyla, kemik rezorbsiyonunu azaltır, serum kalsiyumunu düşürür, barsaktan kalsiyum ve D vitamini emilimini artırarak etki eder. Nazal ve intramüsküler kullanılan preparatlari mevcuttur. Nazal sprey formunun yan etkileri enjeksiyon formuna göre çok daha azdır.
 

Kalsiyum: Tüm yaşam boyunca iskelet sistemimiz için kalsiyum almamız gereklidir. Püberte çağında 1000-1500 mg, eriskinlerde 1000 mg, postmenopozal ve yaslilik döneminde 1500 mg günlük kalsiyuma ihtiyaç vardir. Osteoporoz tedavisi sırasında kalsiyum bilesikleri ile birlikte süt ve süt ürünlerinden zengin gidalarin alınması gereklidir.
Bifosfanatlar : Osteoklastlarin kemik rezorbsiyonunu engelleyerek osteoporoz olusumunu önleyen preparatlardır.
D-vitamini: Gıdalarla alınır, ayrıca provitaminden deride sentez edilir. Kalsiyum ve fosforun barsaklardan emilimini  ve kemik mineralizasyonunu sağlar. Yaşlılıkta böbreklerde ve karaciğerde D vitamininin aktiflenmesinde azalma olacağından ve diyetle alınan D vitamininin  azalması gibi nedenlerden dolayı kalsiyumla birlikte D vitamini verilmesi uygundur.
Raloxifene: Kalsiyumun böbrekten atılımını azaltır, kemik yapım ve yıkımı arasındaki dengeyi düzenler, pozitif kalsiyum dengesi saglar.
Egzersiz osteoporoz tedavisinde tek başına bir alternatif olmasa da önemli bir yere sahiptir. Kemikler kaslardan aldıkları basınçlarla şekil ve dayanıklılık kazanırlar. 35 yaş civarında elde edilen maksimal kemik kütlesi, yürüyüşler, koşma ve düzenli egzersizler ile korunabilir. Düzenli egzersizler ve kemiği mekanik olarak zorlayan uygulamalar hem çocuklarda hem de yetişkinlerde kemik kütlesinin korunmasinda ve kemik dayanıklılıgının artırılmasında temel nitelik taşır. Egzersizler kemik kütlesinin korunmasının yanında kas kütlesinin ve tonusunun artırılmasına yardımcı olarak daha dengeli olmayı ve düşmeleri engeller ve düşme sonucu yastık görevi görerek kırıklardan korunma yolunda önemli rol oynar. Her gün yapılan 30 dakikalık yürüyüş yeterli egzersiz sayılabilir.
Osteoporoz hastalarının agır yük kaldırmamaları, fazla eğilmemeleri ve dikkatli yürüyerek düşmeden sakınmaları  önerilmektedir. 

 
 
normal kemik                osteoporozlu kemik